Siteyi tavsiye et       Ana sayfam yap       Favorilere ekle
   
 
 
G  >  Gusül ve Diş dolgusu

Arkadaşına gönder    Yazıcı   Bütün Konuların Sesli Arşivi'ne gitmek için tıklayın... Bütün Konuların Sesli Arşivi

Yazı boyutunu büyütmek için     

Gusül ve Diş dolgusu
Sual: Diş dolgusu gusle mani midir değil midir? Delilli olarak bildirebilir misiniz?
CEVAP
Fıkıh kitaplarındaki ifadeler şöyledir:

Dişler arasında yemek artığı kalıp, altı yıkanamazsa, gusül caiz olur. Çünkü, su akıcı olup, bu artıkların altına sızar. Fakat bu artıklar, katılaşmış ise, gusül caiz olmaz. Çünkü su, bunun altına sızmaz. Bunda zaruret ve güçlük de yoktur. (Halebi-yi kebir)

Dişlerin arasında, diş kovuğunda katılaşmış yemek artığı bulunursa, gusül sahih olmaz. (Kadıhan)

Diş arasındaki yemek kırıntısı katılaşır da, suyu geçirmezse, gusle mani olur. (Mecmuat-üz Zühdiyye)

Dürr-ül-muhtar
’ın, (Diş çukurundaki şey, gusle zarar vermez diyen olmuş ise de, bu şey, katı olup, altına su geçmez ise, guslü caiz olmaz) ifadesini İbni Abidin hazretleri şöyle açıklıyor:
Zarar vermez denilmesi; su, dişteki şeyin altına sızıp, ıslatacağı içindir. Hulasat-ül-fetava’da da, böyle yazmaktadır. Bu fetvadan da anlaşılıyor ki, altına su geçmezse, gusül caiz olmaz. Hilye’de ve Münyet-ül-musalli şerhinde de böyle yazılıdır. (Redd-ül Muhtar)

Merakıl-felah
’ı açıklayan Tahtavi, (Diş çukurundaki yemek artıklarının altına su geçerse, gusül caiz olur. Bunlar, sert olup altına su geçmez ise, gusül caiz olmaz. Feth-ul-kadir’de de böyle yazılıdır) diyor.

Yine Tahtavi, (Dürr-ül-muhtar) haşiyesinde buyuruyor ki:
Diş çukuruna giren yemek parçası altına su sızacağı için gusle mani olmaz. Suyun sızdığında şüphe varsa, bunları çıkarıp orayı yıkamalı.

Mecmua-i
Cedide’nin hicri 1329 tarihli ilaveli baskısında diş dolgusunun gusle mani olmadığı yazılı ise de, bahsedilen ifade, bu kitabın hicri 1299 tarihli ilk baskısında yoktur. O baskıya, ittihatçıların Şeyh-ül-İslamı mason Musa Kazım tarafından sokulmuştur.

(Diş doldurtmaya Musa Kazım efendi de fetva vermiş) sözü, vesika olamaz. Fetvanın fıkıh kitaplarından alınmış olması ve alınmış olduğu kitaptaki mehaz olan yazının fetva altında bildirilmesi lazımdır. Musa Kazım efendi, böyle yapmamış, kendi mantığı ve düşüncesi ile birçok yanlış fetvalar vermiştir. Meşrutiyetin ilanından sonra, ittihatçıların iş başına getirdikleri cahil, hatta mason din adamları böyle bozuk fetvalar vermekten çekinmediler. Müslümanın uyanık olması, münafıkların ve bid’at sahiplerinin, bölücülerin güler yüzlerine ve tatlı sözlerine aldanmaması, onların yazılarına değil, (Ehl-i sünnet) âlimlerinin kitaplarına uyması ve bu kitaplara uyan hakiki din adamlarına tâbi olması lazımdır. (İslam Ahlakı kitabı)

(Altın, gümüş veya plastik diş yaptırmak caiz ise, gusül de caiz olur) demek yanlıştır. İmam-ı Rabbani hazretleri, (Hanefi mezhebinin usul-i fıkhında, şartsız bildirilen bir haber, şartlı olarak anlaşılır) buyuruyor. Fıkıh kitaplarında, (Geyik eti yemek caizdir) buyuruluyor. Hüküm şartsız olarak bildirilmiştir. Geyik eti caiz diye; canlı bir geyiği tutup, bir ayağını kesip yemek caiz olmaz. Ehl-i kitap dışındaki gayrimüslim keserse veya kendiliğinden ölürse, leş olacağı için yine yenmez. Besmelesiz kesilirse yine yenmez. Görüldüğü gibi geyik etinin yenmesi için bir çok şart vardır.

(Harbde ölen şehit olur)
hadis-i şerifi şartsız bildirildiğine göre, bazı şartları var demektir. Mesela mümin olmayan, harbde de ölse şehit olmaz. (Gümüş yüzük erkeklere de caizdir) hükmü de şartsız olarak bildirilmiştir. Yüzüğün ağırlığı 4,8 gramdan fazla olmamalıdır. Eğer yüzük çok sıkı olursa, altına su geçirmediği için alınan abdest veya gusül sahih olmaz. Böyle dar olan yüzüğü oynatarak veya çıkartarak altına su geçirmek şarttır. (Gümüş yüzük caizdir) diye altını yıkamaya lüzum yoktur şeklinde anlamak yanlış olur. Bunun gibi, (Sallanan dişi, altın tel ile bağlamak caiz) denince, bunun da bazı şartlarının olduğu anlaşılır. Altına su geçip geçmediğine bakılır. Yüzüğün altına su geçmeyince; abdest ve gusül sahih olmadığı gibi, ağzın içinde kuru yer kalınca gusül sahih olmaz. Bunun için diş dolgusu olanın, (ağzın içini yıkamak gusülde farz değil) diyen bir mezhebi, mesela Maliki’yi taklit etmesi gerekir.

İhtiyaç ve zaruret nedir?

Sual: Zaruretler, haramları mubah kılmaz mı? Diş dolgusu zaruret değil mi?
CEVAP
Diş dolgusu ihtiyaçtır, zaruret değildir. Mecelle’de diyor ki:
Zaruretler, memnu olanı mubah kılar. Yani yasak olan şeylerin, zaruret devam ettiği müddetçe yasaklığı kalkar. Ancak her ihtiyaç zaruret değildir.

Zaruret
; aç, susuz, çıplak veya sokakta kalarak hasta olmak demektir. (Eşbah)
Zaruret; zor ile, başka şey yapmaya imkan olmadığı hallerde olur. (Kamus tercümesi)

Demek ki, insanı bir şey yapmaya zorlayan, elinde olmayan semavi sebebe zaruret denir.
Kısacası, dinimizin emrettiği veya yasakladığı bir işte, başka bir şey yapamama mecburiyeti zarurettir.

Zarureti birkaç misal ile açıklayalım:
Bir günlük yiyeceği olanın dilenmesi haramdır. Çalışmaktan aciz olup açlıktan ölecek kimse, ödünç arar. Ödünç veren olmazsa dilenir. Dilendiği halde, kimse bir şey vermezse, leş yiyebilir. 24 saat yemek yemeyen açtır. Bu açlığı ihtiyaçtır. Çünkü ölecek bir durum yoktur. Böyle birinin leş yemesi haram olur. Burada görüldüğü gibi, zaruret, bütün kapıların kapanması halinde yapılacak son çaredir.

Kullanılmadığı zaman helake sebep olan yasak şeyi kullanmak zaruret olur. Kullanılmaması sıkıntıya, meşakkate sebep olursa, ihtiyaç denir. Mesela günlerce aç kalıp yiyecek bir şey bulamayanın, ölmeyecek kadar leş yemesi zarurettir. (Uyun-ül-Besair)


İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
(İhtiyaç başka, zaruret başkadır. Zaruret halinde caiz olan şey, ihtiyaç olunca caiz olmaz. (İhtiyacı olana faiz haram olmaz) demek, Kur'an-ı kerimin emrini değiştirmek olur. Maide suresinin (Ölüme sebep olan sıkışık hâle düşen) mealindeki 3. âyet-i kerimesi; zaruret halinde, haramdan affolunacak özrü beyan buyurmaktadır. Faiz ile ödünç almak için her ihtiyaç özür olsaydı, faizin haram edilmesinin sebebi kalmazdı. Çünkü faiz ödemeyi ancak ihtiyacı olan kabul eder. İhtiyacı olmayan, fazla para vermek istemez. Allahü teâlânın bu yasak emri, lüzumsuz olurdu. Her ihtiyaç zaruret sayılırsa, faizin haram olacağı yer kalmaz. (Mektubat, 1/202)

Öldürmek için silah çekene karşı kendini korumak, meşru savunma olur. Saldırıya uğrayanın, kendisini korumak için saldırganı zararsız hâle getirmesi caizdir. Ancak bir kimse, sırf korkutmak için (seni öldürürüm) derse, beni öldürecek diye hemen onu öldürmek caiz olmaz.

Hanefi mezhebindeki bir kimse, evlenip çocukları olduktan sonra, hanımının kendisinin süt kardeşi olduğu meydana çıksa, (Artık olan olmuş, evlenmişler, çocukları olmuş, yuvayı yıkmak uygun olmaz) diyerek evliliğe devam edilemez. Böyle hallerde, yalnız o hususta başka bir mezhep taklit edilerek yuvanın yıkılması önlenir. Şafiî’de doyuncaya kadar 5 defa emen süt kardeş olur. 2-3 defa emerek süt kardeş olan böyle karı koca, Şafiî’yi taklit ederek evliliklerini devam ettirebilirler. Şafiî’yi taklit etmeden evliliklerini devam ettirmeleri mümkün olmaz.

Diş dolgusu ihtiyaçtır, zaruret değildir. Dolgu yapmak, çürük dişi tedavi etmek değildir. Bir kimse, çürük dişini doldurtmayıp çektirse ölmez. Salih bir doktor, (Dişini doldurtmazsan veya kaplatmazsan ölürsün veya hasta olursun) demez. Salih doktor, (Diş dolgusu zaruret değil, ihtiyaçtır. Bunun için dişini doldur veya kaplat) diyor.

İhtiyaç olunca, zaruret olmasa da başka mezhebi taklit etmek caiz ve lazım olur. (Redd-ül Muhtar)

Dişler meshedilmez
Sual:
Dolgu dişleri mesh etmek, ayaktaki mesti mesh etmek gibi caiz olmaz mı? Yahut yaranın üstünü mesh etmek gibi caiz değil midir?
CEVAP
Dinimizde mesh, yalnız ayaklara giyilen mest üzerine yapılır. Bu mestin müddeti de mukim için 24 saattir. Abdest aldıktan sonra tırnaklarına oje süren kadının, abdesti bozulunca, ojenin üstünü meshetmesi caiz olmaz. Cahiller, dolguyu yaraya benzeterek, (kaplamanın altındaki yara yıkanmaz, mesh kâfi gelir) diyorlar. Vücuttaki yaraların üstüne konan sargılara meshedilir. Yara iyi olduktan sonra, sargıya meshetmek caiz olmaz. Eğer bu sargıları kaldırmakta bir güçlük olursa, sargıları çıkarıncaya kadar altlarını yıkamak sakıt olur. Çünkü bunlar zaruret ile konulmuş idi. Yani yarayı tedavi etmek, eski haline getirmek için konulmuştur. Kaplama ve dolgu ise, dişi tedavi etmiyor, eski haline getirmiyor. Hasta dişin, oyuk dişin o haliyle bir müddet daha kullanılmasını sağlıyor. Eğer dolgu, dişi tedavi etseydi, yani dişin çürüğünü kaldırıp eski haline getirseydi, sargı gibi zaruret olurdu. Kaplama üstüne meshetmek, yara üzerine meshetmek gibi değildir. Sargı, yaranın iyi olması, eski haline gelmesi için konuyor. Dolgu ve kaplamada ise dişin eski haline gelmesi mümkün değildir. Birbirine kıyas edilemez.

İhtiyaç halinde başka mezhebi taklit caizdir. Fakat eli kanayan bir Hanefi, Şafiî’de kan abdesti bozmaz diyerek, Şafiî’yi taklit ederek o haliyle namaz kılamaz. Çünkü muteber eserlerde buyuruluyor ki:
Başka mezhebi taklitte, o mezhebin şartlarına da uymak gerekir. (Hulasat-üt tahkik, Hadika)

Güçlük varsa, farzı yapmak için başka mezhebi taklit caiz olur. (Fetava-i Hayriyye)

Bir Hanefi; kendi mezhebine göre yapamadığı bir işi yapabilmek için, başka bir mezhebi mesela Şafiî’yi taklit edebilir. Bahrürraık ve Nehrülfaık’ta da böyle yazılıdır. (Nimet-i İslâm)

Zaruret olmasa da, güçlük, sıkıntı olduğu zaman, diğer üç mezhepten biri taklit edilir. Bir ibadetin sahih olması için dört mezhepten birine uygun olması gerekir. Eğer şartlarından biri, bir mezhebe, başka biri de başka mezhebe uygun olursa, bu ibadet sahih olmaz. (Redd-ül Muhtar)

Çok eskiden sallanan diş, altın tel ile bağlanırdı. Çıkmış diş veya koyun dişi yahut altından yapılmış diş, çıkan dişin yerine konur, bir tel ile diğer dişlere tutturulurdu. Bu tellerin altına su sızardı.

Gümüş yüzük takmak caizdir. Fakat yüzük dar olup altına su geçirmezse, guslü sahih olmaz. Guslün veya abdestin sahih olması için dar olan yüzüğü oynatarak altına suyu ulaştırmak gerekir. Diş kaplatmak da caizdir. Ancak altına suyu ulaştırmak mümkün olmaz. Dişleri sökmek gerekmez. Dinimizin bildirdiği ruhsattan faydalanılır. Gusülde ağzın içini yıkamanın farz olmadığını bildiren Maliki veya Şafiî taklit edilir.

Bir Hanefi’nin kendi mezhebine göre yapamadığı bir işi yapabilmesi için Şafiî’yi taklit etmesinde beis yoktur. Fakat bu işi yaparken taklit ettiği mezhebin şartlarını da yerine getirmesi gerekir. İhtiyaç olmadan ve şartlarını yapmadan taklit etmesi telfîk olur ki caiz değildir. (Merakıl-felah haşiyesi)

Zaruret olmadan yapılan bir şey sebebi ile ibadet yapmakta güçlük olunca, bu farzı yapmak için başka mezhebi taklit etmek gerektiği (Redd-ül Muhtar, Mizan, Hadika, Berika, Fetava-i Hadisiyye, Fetava-i Hayriyye ve Mafüvat) gibi kıymetli kitaplarda yazılıdır.

Modern diş hekimliği

Sual: Merhum A. Fikri Yavuz, ilmihaline, İmam-ı Serahsi, diş kaplatmaya fetva verdi diye yazmıştır. İmam-ı Serahsi, miladi 1090’da vefat ettiğine göre o devirlerde kaplama var mıydı?
CEVAP
O devirde kaplama yoktu. Sallanan diş veya herhangi bir diş, gümüş veya altın tel ile birbirine bağlanırdı. Bunu kaplama olarak tercüme etmek büyük hatadır. Bundan daha büyük hata ise, bu büyük yanlışlığı bilip de susmaktır. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Yalanlar yazılır, âdetler ibadetlere karıştırılır ve Eshabıma dil uzatılırsa, doğruyu bilen herkese bildirsin! Doğruyu bilip de, gücü yeterken bildirmeyene, Allah lanet etsin!) [Deylemi]

Diş yapımının tarihçesi hakkında Prof. Dr. Gazanfer Zembilci’nin (Tam Protezler) kitabının Tarihçe kısmında (Protez yapımının başlangıcı, 18. yüzyıla tesadüf eder. Bu yüzyılda çoğunlukla kuron [kaplama] ve köprü protezlerinin yapıldığı görülmektedir. Modern diş hekimliğinin kurucusu Fauchard, 1761 yılında ölmüştür. 1825’te Paris’te ilk suni diş yapılmıştır) deniyor.

Görüldüğü gibi, İmam-ı Serahsi hazretleri, modern diş hekimliğinin kurulmasından 7 asır kadar önce yaşamış, tadbib kelimesini kullanmıştır. Tadbib etmek, tel ile şerit ile bağlamak demektir. Mesela Bezzâziyye’de, (Mushafın cildini tadbib etmek caiz ise de, altın ve gümüş yerine dokunmamak gerekir) buyuruluyor. Tadbib kelimesi, bütün yüzeyi kaplama demek olsaydı, Mushafı hiç ele almak caiz olmazdı. Demek ki etrafına metal şerit çevirmek demektir. Fıkıh kitaplarındaki, (Sallanan dişi altın ile tadbib etmek caizdir) demek, sallanan diş, altın tel veya şerit ile bağlanabilir demektir. Dişleri kaplatmak diye bir ifade yoktur.

Nasbur-raye
’den alınan iki hadis, yanlış tercüme edilerek diş kaplatmaya caiz deniyor. Sahabeden bir zat, (Uhudda dişim kırılınca Resulullah, kırılan dişimin yerine, altın bir diş edinmemi emretti) ve (Hazret-i Osman da, sallanan dişlerini altın ile tadbib ettirdi) diyor. Yanlışlık, tadbib kelimesinin kaplatma diye tercüme edilmesinden ve altın diş edinmeyi de kaplama sanılmasından ileri gelmektedir.

Yanlış yazanlar
Sual:
Bu vesikalara rağmen, (diş dolgusu gusle mani olmaz) diye niçin yanlış yazıyorlar?
CEVAP
Diş dolgusu gusle mani değil diye yanlış yazanlar, üç gruba ayrılmaktadır:
1- Tadbib kelimesini kaplatmak sanıp, (İmam-ı Muhammed ve İmam-ı Serahsi diş kaplatmaya fetva verdi) diyenler, o devirde kaplamanın olmadığını bilmeyip Siyer-i kebir’e ve Mebsut’a iftira edenler.

2-
Fıkıhtan haberi olmayıp, diş dolgu ve kaplamasını zaruret sanarak yaraya benzetenler. Ki bu ilmi bir benzetme değildir.

3-
Dinde reformcular. İbni Hazm, Şevkani, Abduh, Reşit Rıza gibi mezhepsizleri örnek alıp, reformcu İsmail Hakkı İzmirli’yi, İttihatçıların getirdiği Şeyh-ül-İslamları mesela mason Musa Kazım’ı ve Üryanizade’yi delil gösterirler. Bir kısmı taklidi haram sayarak, bir kısmı da telfîkı savunarak bir çok kimseyi dalalete sürüklemişlerdir. İzmirli’nin camileri kiliseye çevirmek, namazı kaldırmak için diğer reformistlerle hazırladığı rapor, bir çok kitap ve dergilerde yer almıştır. Kadir Mısıroğlu ve Sadık Albayrak da bu raporu tenkit maksadıyla kitaplarına almıştır.

Necip Fazıl Kısakürek, (İman ve İslâm Atlası), Yusuf Kerimoğlu ise (Emanet ve Ehliyet) isimli ilmihal kitabında, diş dolgusu olanların Şafiî’yi taklit etmeleri gerektiğini bildirmiştir.

Dini konularda bilmeden konuşmanın vebali, fetva vermenin mesuliyeti çok büyüktür.
Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Fetva vermeye en cüretli olanınız, Ateşe [girmeye] en cüretli olanınızdır.) [Darimi]

(Bilmeden fetva verene, yer ve gökteki melekler lanet eder.) [İbni Lâl, İbni Asakir]

(Ümmetim, kötü âlimler, cahil abidler yüzünden helak olur. Kötülerin en kötüsü kötü âlimlerdir. İyilerin en iyisi de iyi âlimlerdir.)
[Darimi]

(Sizin için Deccalden daha çok, sapık imamlardan korkuyorum.)
[İ.Ahmed]

(Ahir zamanda, âlim ve ilim azalır, cahillik artar. Cahil ve sapık din adamları, yanlış fetva vererek fitne çıkarır, doğru yoldan saptırırlar.) [Buhari]

(Ümmetim, kötü din görevlilerinden çok zarar görecektir.)
[Hakim]

(Ehli olmadan yanlış fetva veren, hainlik etmiş olur.) [Ebu Davud, Hakim]

(Allahü teâlâ, âlimleri almak suretiyle ilmi ortadan kaldırır. Âlim kalmayınca da, cahiller bilmeden yanlış fetva verir, hem kendilerini, hem de başkalarını sapıtırlar.)
[Buhari]

Doğruyu söylememenin, ilmini gizlemenin vebali de çok büyüktür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Yalanlar yazılır, âdetler ibadetlere karıştırılır ve Eshabıma dil uzatılırsa, doğruyu bilen herkese bildirsin! Doğruyu bilip de, gücü yeterken bildirmeyene, Allah lanet etsin!) [Deylemi]

(İlmini gizleyene kıyamette ateşten bir gem vurulur.)
[Hakim]

(İlmini
[bildiğini] gizleyene, denizdeki balıktan, gökteki kuşa kadar her şey lanet eder.) [Darimi]

(Âlimin bildiğini söylememesi, cahilin de bilmediğini sormaması helal değildir. Çünkü Allahü teâlâ,
"bilmiyorsanız, ilim ehline sorun" buyuruyor.) [Taberani]


Tadbib kelimesinin manası
Sual:
(Lisan-ül Arap lugat) kitabında tadbib kelimesi kaplamak demektir diyor. Tadbib kelimesi sadece altın diş veya tel edinmeyi değil tamamen kaplamayı içine almaktadır.
O halde diş dolgusu caiz olmaz mı?
CEVAP
Birincisi
din lügatten öğrenilmez, tefsir ilmi, fıkıh ilmi lügatten anlaşılmaz. Kelimenin sözlük manası ile ıstılah manası farklı olabilir.

İkincisi
tadbib kelimesi bugün kaplama manasında kullanılsa bile, o devirlerde [1200 yıl önce] kaplama anlamında değildi. Çünkü 12 asır önce diş kaplatmak diye bir şey yoktu. Olmayan şeyden nasıl bahsedilir ki? Bu, (İmam-ı a’zam uçakta kitap okurdu) demeye benzer. O zaman uçak mı vardı?

Tadbib
, şerit ile, dadbe yani kapı sürgü demiri gibi, enli, yassı bir şey ile sarmak demek olduğu, Tahtavi’nin ve İbni Âbidin’in Dürr-ül-muhtar haşiyelerinde, tadbib edilmiş kürsi üzerine oturmayı bildirirken ve Dürr-ül-münteka ve Camiur-rumuz’da yazmaktadır. Bezzâziye ve Hindiyye’de diyor ki:
(Gümüş ve altın şekiller ile süslenmiş kaptan yiyip içmek caizdir. Fakat, elini, ağzını gümüşe, altına değdirmemek lazımdır. İmameyn, böyle kapları kullanmak mekruhtur dedi. Tadbib edilmiş kap da böyledir. Kürsiyi ve hayvan semerini tadbib etmek caiz ise de, altın ve gümüş bulunan yerlerine oturmamak lazımdır. Mushafın cildini tadbib etmek caizdir. Fakat, altına, gümüşe dokunmamak lazımdır.)

Görüldüğü gibi, tadbib etmek, bütün yüzeyi kaplamak demek değildir. Etrafına metal şerit çevirmek demektir. Fıkıh kitaplarında, (Sallanan dişi altın ile tadbib etmek caizdir) diyor. Bu söz, sallanan dişi, düşmekten korumak için altın tel veya şerit ile bağlamak caizdir demektir. Çünkü, bu tellerin altına su sızar. Hem de, gusül abdesti alırken, protez dişlerin çıkarıldığı gibi, tel ve şerit bağlar da yerlerinden çıkarılmakta, temizlenip, gusülden sonra yerlerine konulmaktadır. Çıkarılıp temizlenmezlerse, aralarında kalan yemek artıkları ağızda kötü koku ve tahribat yapar. (Sallanan dişi kaplatmak caiz olur) demek, fıkıh âlimlerine iftira olur. Çünkü, sallanan diş kaplanamaz, bağlanabilir. Bir de o devirlerde zaten kaplama diş diye bir şey yoktu. Bu açıkça imamlara yani din büyüklerine iftiradır.

Şu halde (diş kaplatmak gusle mani olmaz) diye fetva uydurmak, gerçek bir din adamının yapacağı şey değildir. Hiçbir fıkıh kitabında, (çürüyen dişleri kaplatmak veya doldurtmak gusle mani olmaz) diye asla bir ifade yoktur.

Üçüncüsü
diyelim ki tadbib tamamen kaplama olsa bile, diş kaplaması ile ne ilgisi var? Çünkü o devirde diş kaplatması yoktu. Olmayan şeyin neyi savunulur ki? Diş kaplamasının tarihi bellidir. Diş dolgu ve kaplama tekniği 150 yıl önce başlamıştır.

Sanki asırlar önce diş kaplatılıyormuş gibi A. Fikri Yavuz, (900 yıl önce diş kaplatmasına fetva verilmiştir) diyordu.

Allah’tan korkmak lazım. 9 veya 12 asır önce diş kaplatma tekniği mi vardı? Denize düşen yılana sarılırsa da, fetvaya bunalan da ittihatçıların adamlarına mason Musa Kazım ve Üryanizade ve benzerlerine sarılmamalı, kuru bir inadı bırakmalıdır. Müslümanların yanlış ibadet etmelerine sebep olmamalıdır.

Fetva olsa, kim itiraz eder ki
Sual:
(Diş dolgusu ve diş kaplatmasının caiz olduğuna dair imam-ı a’zam ve imameynin [imam-ı Ebu Yusuf ve imam-ı Muhammedin] fetvaları var) deniyor. Böyle bir fetva var mı?
CEVAP
Asla yoktur. İmam-ı a’zam hazretleri zamanında dolgu ve kaplama yoktu. Birisi kalkıp (imam-ı a’zam bilgisayarla yazı yazardı) dese buna ne denir? Eğer deli değilse yalancı denir. Çünkü imam-ı a’zam hazretleri miladi 767 yılında vefat etti. Yani vefat edeli 1200 yılı geçmiştir. 1237 yıl olmuştur. O zaman ne kaplama, ne de dolgu ne de bilgisayar vardı. Dolgu ve kaplama 1850 yılında meydana çıkmıştır. Şimdi, imam-ı a’zam dolgu ve kaplamaya fetva verdi demek cehaletten başka şey değildir.

İmameyn altın tel ile, imam-ı a’zam da gümüş tel ile bağlamaya izin veriyor. Bu konu gusül bahsinde değil, altın gümüş kullanma bahsindedir. Bu imamların altın veya gümüşe izin vermesi madenlerin kullanılması için fetvadır. Gusül ile hiçbir ilgisi yoktur.

Gümüş yüzük için de imamların fetvası vardır. Gümüş yüzük takmak erkeklere caiz buyuruluyor. Ama gümüş yüzük sıkı ise, altına su geçmiyorsa, gusül sahih olmaz. Gümüş yüzüğe caiz dendi diye, dar olan gümüş yüzüğün altını yıkamamak mı gerekir?

İlim ahlakına uymalı
Sual:
Hindiyye’deki; (Dişinde kovuk bulunup içerisinde, ya da dişlerinin arasında yemek kalırsa veya burnunda ıslak kir bulunursa, esah görüşe göre guslü olur. İhtiyatlı olan, kovuktaki yemeği çıkarıp suyu oraya ulaştırmasıdır) ifadesine dayanarak, diş kaplatmanın gusle mani olmadığını söylüyorlar. Doğru mudur?
CEVAP
Yanlıştır. İfadeyi kasten eksik almışlar. Hindiyye’deki, (Burnundaki kuru kir, gusle manidir) ifadesini almamışlar. Kovuktaki yemeğin altına su sızacağı için gusle mani değildir. Fakat hamurlaşmış yemek parçasının altına su geçmezse gusül sahih olmaz. Mülteka tercümesine de, diş dolgusu gusle mani değil diye uydurma bir ilave yapılmış. Bunların maksatları nedir ki?

Vücudun içi yıkanmaz
Sual:
(Diş dolgusu gusle mani değildir. Çünkü vücudun içini değil, dışını yıkamak gerektiği gibi, dişin de içini değil, dış yüzünü yıkamak gerekir. Diş dolgusunun altını yıkamak gerekmez) diyorlar. Buna ne denir?
CEVAP
Elbette dişin içi yıkanmaz. Öyle bir şey yapan da yok.
İnsanın bir parmağı kökten kesilse, kesilen yer artık vücudun dışı olur, kesik yer yıkanmazsa abdest de gusül de olmaz. İnsanın kolu, bilekten kesilse, kesilen yer, artık vücudun dışı olmuş olur. Kesik yer yıkanmazsa abdest de gusül de olmaz. Diş de böyledir. Dişin yarısı kırılsa, kırılan yer, vücudun dışı sayılır. Dış kısmını da gusülde yıkamak farzdır. Fıkıh kitapları ağzın içinde, dişlerin arasında ve dişlerin üstünde iğne ucu kadar kuru yer kalırsa, gusül sahih olmaz diyor.

Sözde mi hak?
Sual:
Bazıları mezhep taklidine akıl erdiremiyor. Bir gün bunlardan birisine dedim ki, 4 mezhep hak mı? “Elbette hak” dedi. Peki, sözde mi hak dedim. “Hayır gerçekte hak” dedi. Peki dedim, madem gerçekte hak, o zaman Hanefi’deki bir sıkıntı için, hak olan Maliki veya Şafii mezhebini taklit etmekten niye çekiniyorsun? “Bir hoca lüzum yok demişti de... Ben de ona inandım” dedi. Ben de öyle hocaya değil, kitaplara inanmak lazım, bir mezhepte bir çıkış yolu yoksa veya sıkıntılı ise başka bir mezhep taklit edilir dedim. Doğru demiş miyim?
CEVAP
Evet doğru. İlmi ve insafı olanlar için sözleriniz yeter. Her hocanın sözüne bakılmaz. Bazıları tesettürü inkâr ediyor, bazıları müziğe helal diyor, horozdan kurban edilir diyor, bazıları namaz üç vakit diyor, bazıları dinin sahibine yani âlemlere rahmet olarak gönderilen Muhammed aleyhisselam efendimize hâşâ (postacı idi, vazifesi bitti, YALNIZ KUR’AN) diyor, bunları çoğaltmak mümkün. Din yeni gelmedi. Eksik de gelmedi. Onun bunun sözüne değil, dindeki 4 delile yani edille-i şeriyyeye bakmak lazım.

Hiç zararı olmaz
Sual:
Günümüzdeki Müslümanlar olarak fıkıh bilgimiz yok gibi, yani çok az. Diş dolgusu veya kaplaması olanların, Maliki veya Şafii mezhebini taklit etmeleri gerektiğini delilleriyle yazıyorsunuz. Başkaları da kendilerine göre delil gösteriyorlar. Siz bunların da yanlış olduğunu ispat ediyorsunuz. Ancak bizim gibi fıkıh bilgisi olmayanlar, bu delillerden fazla bir şey anlamıyoruz. Bizim için mantıki bir izah yapar mısınız?
CEVAP
Dini hükümlerde dindeki 4 delile bakılır. Sizin için şu kadarını söyleyelim: Dört mezhebimiz haktır. Kendi mezhebimizde yapmamızda sıkıntı olan bir işi, bunlardan birisine uyarak yapabiliriz. Dünyalık işlerimizde ihtiyata riayet etmemek ahmaklık olduğu gibi, ibadetlerde de ihtiyata riayet etmemek ahmaklık olur.

Hanefi mezhebinde ağzın içini gusülde yıkamak farzdır. İğne ucu kadar kuru yer kalsa gusül sahih olmaz. Bunun için diş dolgusu olanların, gusülde ağzın içini yıkamak farz değil diyen Maliki veya Şafii mezhebine uymaları gerekir. Bizim naklettiğimiz yanlış bile olsa, bunun hiçbir zararı olmaz, üstelik, hak olan başka bir mezhebin şartlarına da uyduğumuz için sevap kazanırız. Zaten her Müslüman, kendi mezhebinin şartlarına uyar, diğer mezhebin şartlarını da gözetmeye çalışırsa, müstehap olur. Eğer Hanefi mezhebinden naklettiğimiz husus doğru ise, inanmayanlar bir ömür boyu cünüp gezer, namazı da sahih olmaz.


Mülteka tercümesindeki hile
Sual: (İzahlı Mülteka Tercümesi)
isimli kitapta, (Diş dolgusunu çıkarmak mümkün olmayınca, dolgunun üstünden geçen suyla iktifa edilirse, gusül sahih olur) deniyor. Bu delil gösteriliyor. Mülteka muteber değil mi?
CEVAP
Mülteka kitabı elbette muteberdir; ama bu kitapta böyle bir ifadenin olduğunu söylemek sahtekârlıktır. İzahlı yerine, ilaveli dense, daha isabetli olurdu. Mülteka kitabı yazıldığı zaman, dolgu diye bir şey yoktu. Bu bakımdan kitabın orijinalinde, dolgudan hiç bahsedilmiyor, bahsedilmesi de mümkün değildir. Kitabın müellifi İbrahim Halebî hazretleri, 1549’da vefat etmiştir. Tercüme eden, bu kısmı kendisi ilave etmiştir. Tercümesinin dipnotuna yapılan bu ilave, asla muteber değildir; çünkü 1825’te Paris’te ilk suni diş yapıldığı, diş tabipliği kitaplarında yazmaktadır. Bunu delil sayan, orijinaline ilave eden kadar suça ortak oluyor.

Bazı ahmaklar da, Mülteka’da böyle bir şey var diyerek delil olarak gösteriyorlar. Hatta bin sene önceki Mebsut’tan bile, diş kaplaması hakkında delil gösteren sahtekârlar türemişti. Hâlbuki 200 sene önce dolgu ve kaplama diye bir şey yoktu. Böyle söylemek, 100 sene önce, bilgisayarlar vardı demekten farksızdır. Denize düşen yılana sarıldığı gibi, bunlar da delil bulamayınca, yalana ve sahtekârlığa sarılıyorlar.

Birkaç örnek daha verelim:

1-
Hindiyye’nin, (Dişinde kovuk bulunup içerisinde veya dişlerinin arasında yemek kalırsa yahut burnunda ıslak kir bulunursa, gusül sahih olur. Kir, ıslak değil kuru ise, altına su geçirmeyeceği için gusül sahih olmaz) ifadesindeki, (Kir ıslak değil kuru ise, altına su geçirmeyeceği için gusül sahih olmaz) kısmını kasten çıkarıp, diş dolgusu gusle mani değil diyen ilim sahtekârları da çıkmıştır.

2-
İzmirli İsmail Hakkı, camileri kiliseye benzetmek için, sandalye, koltuk, müzik aletleri konmasını ve Türkçe namaz kılınmasını isteyen reformcu heyetten biriydi. Bu reformcu da, Siyer-i kebir şerhinde olmayan ifadeyi var gibi göstererek, (Diş dolgusu gusle mani olmaz) yalanını savurmuştur. Merhum hocamız, bu reformcunun yaptığı bu çirkin işi, (İlimde sahtekârlık) olarak bildirmiştir. (İslâm Ahlakı)

3-
İttihatçı mason şeyhülislam Musa Kâzım, Mecmua-i cedide’nin ikinci baskısına, birinci baskıda bulunmayan, (Diş dolgusu gusle mani olmaz) ifadesini ilave etmiştir.

Diş dolgusu gusle mani olmaz diyenlerin genelde, mason, mezhepsiz, İbni Teymiyeci ve ilim sahtekârı kimselerle, bunlara aldanan zavallılar olduğu görülmektedir.

Başka mezhebi taklit
Sual:
Diş dolgusu için mezhep değiştirmek mi gerekiyor?
CEVAP
Diş dolgusu için mezhep değiştirmek gerekmiyor. Sadece gusül, abdest ve namazda, yine kendi mezhebine uymaya devam etmekle beraber, Maliki mezhebinin de şartlarına yani farz ve müfsitlerine de uyuyor. Böylece Maliki mezhebini de taklit etmiş oluyor.

Diş dolgusu ve zaruret
Sual:
Diş çürüğü, bir yara, bir hastalık olduğuna göre, diş dolgusu zaruret değil midir?
CEVAP
Diş çürüğünü tedavi ettirmek elbette zarurettir, çünkü çürük, başka hastalıklara sebep olarak, ölüme kadar götürebilir. Diş dolgusuyla diş çürüğünün tedavisi ayrı şeydir. Diş dolgusu, çürüğü tedavi etmiyor. Dolgu, diş çürüğü tedavi edildikten sonra yapılıyor. Tedavi ile dolgu karıştırılmamalı. Çürüğün tedavisi zarurettir, dolgu ise bir ihtiyaçtır. Bunun için dolgu yaptıranın, gusül, abdest ve namazda Mâlikî veya Şâfiî mezhebini taklit etmesi gerekir.
 
Geridön
 


 
Caliyet-ül Ekdar
(Sesli)

Türkiye Takvimi

Dünya Namaz Vakitleri
Güncelleme Tarihi
01 Kasım 2014 Cumartesi
Sitemizdeki bilgiler, bütün insanların istifadesi için hazırlanmıştır.
Orjinaline sadık kalmak şartıyla, izin almaya gerek kalmadan,
herkes istediği gibi alıp istifade edebilir.
Ziyaretçi Sayısı
22425616
Siteyi tavsiye et       Ana sayfam yap       Favorilere ekle       Hatalı link bildir